Serkan Çağrı :: Halkın içinde yaşıyorum

Halkın içinde yaşıyorum

KLARNETİN USTA İSMİ SERKAN ÇAĞRI: Halkın içinde yaşıyorum

Klarnetinpopülerleşmesiyle ilgili çok fırsatlar geçti, ama bir çoğunu elimin tersiyle ittim. Onlar günün modasını yaşatmak için bir adam istiyorlar, benim durduğum nokta bu değil.

İlk enstrümantal albümü "Nefesim" ile duygusal bir performans sergileyen akademisyen klarnet sanatçısı Serkan Çağrı, yeni albümü "Âlâ"da, geleneksel icradaki ustalığını klarnetin neşeli, eğlenceli yüzü ile tanıştırıyor...
Serkan Çağrı, 3 yıl aradan sonra solo albümü Alâ'yı dinleyicileriyle buluşturmanın heyecanını yaşıyor. Bugüne kadar Mercan Dede&Secret Tribe, Yarları Ensemble, İstanbul Sazendeleri, Grup Laçin, Kardeş Türküler Grubu ve kendi kurduğu orkestrasıyla yurtiçi ve yurtdışında çeşitli şenlik ve festival organizasyonlarında konserler ueren Çağrı, İskender Pay daş'ın prodüktörlüğünü üstlendiği "Âld"da, Türk, Yunan, Azeri ve Kırım geleneksel bestelerinin yanı sıra Serkan Çağrı'nın "İğde Kokulum" ve "Mori" adlı iki bestesi bulunuyor. Fuat Saka'nm da yer aldığı albüm için bir araya geldiğimiz Serkan Çağrı ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Tabii bu sohbetimizde, geçtiğimiz aylarda klarnete dünya markası olarak adını ueren 'Serkan Çağrı Model Klarnet'i de konuşmadan geçemedik.

»İlk albümünüz Nefesim 2005 yılında çıkmıştı. Aradan 3 yıl geçti, bir müzisyen için bu zaman dilimi çok değil mi?

Her yıl çıkan pop sanatçıları ya da bazı yapımcılar tarafından her yıl çıkış yaptırılmak zorunda kalan sanatçı arkadaşlarımızın görüşlerindeki gibi paralel yürüyen bir iş değil enstrüman. Çünkü öbür tarafta her yıl çıkış yapmak zorunda olan, mutlaka insanları bir parçayla yakalamak zo-runluluğuyla yapılan, endişeli ve kaygılı bir müzik türü var, benim böyle bir kaygım yok. Hatta aranın geniş olması o kişinin kendi doğrularını tekrar gözden geçirmesi, gerçek manada yapmak istediğini oturtması için iyi bir süredir.Bende bu açıdan baktığımda bu albümün zamanlı olduğuna inanıyorum. Çünkü burada bulunan eserler sürenin de verdiği rahadığa, mutluluğa göre de değerlendirilip bu albüme aksedildi.

»Klarnet son yılların moda enstrümanı... Bir şey moda olunca üzerine çok gidiliyor, bunu klarnet içinde söyleyebilir miyiz?

Klarnetin ya da başka bir şeyin popüler olması halinde yapmak doğru bir şey değil. Bunu yapanlar oldu. Hatırlarsan 2005 yılında 'Nefesim' albümü çıktı, birkaç ay sonrada Hüsnü Şenlendirici'nin 'Hüsnü Klarnet' albümü piyasada yerini aldı. O zaman piyasada sadece iki tane solo Klarnet albümü vardı, bugün baktığınızda en az 5-6 tane solo Klarnet albümü bulabilirsiniz. Buda işin yükselmesi ve yapımcılarında bundan para kazanmak isteyişiyle de alakalı. Bu tabii klarnet çalan insanların doğrultusunda da gelişen bir süreç. Ama bana doğru gelmiyor. Tabii ki insanlar solo albüm yapsınlar, ama nedense bir anda göze çarpan şeyler ortaya çıkmaya başlayınca oluyor.

»Albüme dönersek neden Alâ?

Bu albümde yaptığım tüm çalışmalar o kadar muazzam oldu ki, ben burada gönlümdeki bir numarayı hayatta seçemem. İçimize çok sindi ve Alâ albüme yakıştı.

»Klarnet sizin için ne anlam ifade ediyor desem ne derdiniz?

Ben bu durumu anlatmak için kelime seçemiyorum. Gönlümde o kadar zengin bir yerde ki... Aslında ben oyum o ben. Yaşamım eşittir klarnet. Bu şu anlama gelmesin; "adamın her şeyi klarnet." Müzik içerisinde doğup büyüyen herkesin, yaşam biçimini algılaması da farklıdır. Sevgi vardır onlarda, mutluluk vardır, hiç kimseye kötülük yapma isteği gelmez içinden. Ruhumuz müzikle motive oluyor biliyorsunuz, müzik ruhun gıdası denilir ya, klarnette müziğin bir aracı bence. Gönlümde yaşattığım her şeyi klarnetimle anlatıyorum. Bu benim yaşamımla alakalı, belki de geçmişten getirdiğim, hatırlayamadığım duygularımda var, yaşamın ötesinde bunların tercümanı benim için klarnet. Paylaşımımı insanlara aktarıyorum, bu paylaşımda da seyirciyle sahne arasındaki iletişimde bir köprü oluşuyor ve bu köprü üzerinde hepimiz yürüyoruz...

»Geçtiğimiz aylarda çok önemli bir ödül aldınız. 'Serkan Çağrı Model Klarnet' adıyla da klarnete marka oldunuz. Bu durum Türk medyasına çok da yansımadı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yozlaştırılmaya doğru akan bir süreç içinde gidiyoruz, yani buradan kimse yanlış bir şey çıkartmazsın, yozlaştırılmayı pek çok kültürden mahrum kalmak ya da üstünü örtmek anlamında kullanıyorum. Biz bu durumu ağır yaşayanlardanız.Şimdi bizim gelenek göreneklerimize göre bazı yükselişler birlikte paylaşıldıkça çoğalır, yaşadığımız topraklar üzerinden eğer bir şey kopup çıkıyorsa o bizim gurur kaynağımız olur. Nasıl milli maçlarda Türkiye gol attığında hep beraber o sevinci yaşıyorsak, bu durumun ondan hiçbir farkı yok. Bu 'Serkan Çağrı Model Klarnet' olarak Türkiye'nin kazandığı bir ödül. Türkiye'de müzik literatürüne girişi aynı ulusal mutlulukla eşit bence.Fakat öyle bir şey var ki, herkes aynı şeylerden şikâyetçi, belki de basın -medya böyle değerli şeyleri duymuyor, duymak istemiyor. Bu haber oldu ama yeterli ilgiliyi fazla görmedi. Bu işe önem verenler tabii ki oldu... Beni yoldan çevirip "klarnet ödülün hayırlı olsun" diyenlere de teşekkür ediyorum. Türkiye'den bakıldığında çok özel bir durum. Bu ödül Serkan Çağrı'ya değil Türkiye'ye verilmiş bir ödül.

»Bu sistemin nasıl işlediğini de gösteriyor sanırım...

Biz bir çok şeyi yaşayarak öğreniyoruz, kaybettiklerimizi geri kazanmak için yeni yolculuklar başlıyor Zaman içinde kazanılmış bir çok değeri de, o acıyı, o ana denk gelemediğimiz için çok iyi hissedemiyoruz ama yaşam çok daha iyi öğretiyor her şeyi... Elin sobadan yanarsa bir daha elini sobanın üzerine koyamazsın. Ama onu bilmen için o acıyı tatman lazım.

»Albüm için üç yıl ara verdiniz ama bu süre zarfında toplumsal meselelerinde yanında müziğinizle durdunuz. Sulukule'de kentsel dönüşüm projesine karşı birebir çalışma yaptınız, atölyeler kurdunuz...

insanlar direkt protesto niteliğinde bunu görebilirler, bir yerde yıkım varmış da buna karşı geliyor gibi algılanabilirim ama değil. Biz kültürel zenginliğimizi korumak için oradaydık. Sulukule'nin Osmanlı döneminden bugüne 500-600 yıllık bir yerleşim yeri olduğunu biliyoruz. Müzik tarihi açısından da Sulukule'nin çok büyük önemi var. Yetiştirdiği müzisyen ve toplum içindeki besteci kişilikler ve devamında bu işin akışını sağlayan yerin merkezi Sulukule.

»Peki neye karşıydınız, yola çıkış amacınız neydi?

Ben tabii ki çarpık yerleşimin düzenlenmesini istiyorum, çevresi düzenlenebilir, görüntüsü düzenlenebilir bu çok hoş bir şey... Bunlar hepimizin isteği. Ama önce oradaki o kültürel renkliliği bozmadan, insanları incitmeden yapılması gerekir.Bana geldiklerinde "sen kendi adına ne yapabilirsin" dediler ve ben hemen kolları sıvadım. Müzik zenginliğinin kaybolmaması adına, biz müzik yönünden payımıza düşeni yaptık. Diğer insanlar da sosyal yaşamı korumak adına girişimlerde bulundu. Farklı bir coğrafyaya gittiğinizde sizi tanıyabilmeleri, doğduğunuz, büyüdüğünüz kültürü tanıyabilmeleri için müzik unsuru çok önemli. Gözlerinizi kapadığınızda müziğin sesiyle o kültürü yaşayabilirsiniz... O kültüre gidip seyahat edebilirsiniz. Dolayısıyla oradaki müzik kültürünün yok olmaması için oradaydık.Ama tüm bunlar yaşanırken ben sanatçı duyarlılığı göremedim. Bu işten ve bu kültürden ekmek yiyen insanlar yoktu. Ben görmedim...

»Sulukule'deki çocuklarla müzik çalışması da yaptınız mı?

Evet ama şuna dikkat çekmek istiyorum öncelikle; eğitim çok önemli diyoruz, eğitime destek diyoruz, şimdi orada müzisyen çocuklar yetişiyor ama bu çocuklar konservatuara geliyorlar, sınavlara giriyorlar ama başaramıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, doğuştan müzisyen yeteneği olan birinin müzik okuluna girememesi gibi bir saçmalık var.

»Neden peki?

Nedeni gayet açık, bu insanlar üniversite sınavlarına veya küçük yaştan itibaren konservatuara girişlerinde yapılan müzik okullarındaki kriterleri doğru bilmemeleri, o kritere göre yetiştirilmeme yüzünden konservatuardan mahrum kalmış oluyorlar. Ve evrensel nitelikte müzisyenlikleri söz konusuyken, mahallelerinde ya da eğlence yerlerinde çalarak yaşamlarını sağlıyorlar.

»Şu an ekrandasınız, 'Dünya'nın Türküsü' adlı bir program sunuyorsunuz. Ekran size neler sağladı, hayatınızda neleri değiştirdi?

Ekran sadece yüz aşinalığı. Yüzü tanınan, insanlarca bilinen kişilerin adım attığı ya da bulundukları ortamlar çoğu zaman dolar taşar. O haberi duyurmak daha kolaylaşır. Sulukule için verilen konserde, halkın yüz aşinası olduğu biri olsaydı orayı çok daha rahat doldururduk. O yüzden ekranı bu yanıyla önemsiyorum. Köşeden köşeye adayan bir adam olmadım hiçbir zaman. Olamam da. Kriterlerime, müzik anlayışıma uymayan her teklifi de kolayca ret edebiliyorum. Klarnetin popülerleşmesiyle ilgili çok fırsatlar geçti, ama bir çoğunu elimin tersiyle ittim. Onlar günün modasını yaşatmak için bir adam istiyorlar, benim durduğum nokta bu değil. Bir çizgi üzerinde yürüyen bir işim var ve bu da benim hayata bakış açımla ilgili. Dolayısıyla kimse beni kendi çizdiği kalemiyle köşeye sıkıştıramaz.Küçültülmüş global Dünya'yı anlatıyorum

»Bugün bir pencereden baksanız neyi anlatırdınız klarnetinizle?

7 yaşında klarnetle tanıştım. Kendi doğduğum, büyüdüğüm memleketimi anlattım hep. Mahallemi anlattım. Sonra İzmir'den memleketimi anlatmaya başladım. İzmir'den dünyaya yükselen bir müzik sürecim başladı. Tüm dünyaya kendi yaşadıklarımı anlatamaya başladım. Bugünde küçülmüş global dünyayı anlatıyorum.Türkiye'yi yeterince anlatıyorlar, anlatamıyorlar aslında... Biz müzikle anlatıyoruz. Bu pencereden baktığım zaman Pazar esnafını da anlatıyorum, bazen bir besteyle, bazen de kimseye bir şey çalmadan kendime anlatıyorum.

»Klarnet'in popülerleşmesiyle, sokakta da sesini duymaya başladık. Tabii bunun yanı sıra sokak müzisyenliği de artış gösteriyor... Bu duruma müzikte bir gelişme diyebilir miyiz?

Diyemeyiz. Sokak müzisyenliği Türkiye'de yeni gördüğümüz bir manzara. Ben yıllardır yurtdışına giderim, orada hep var. Türkiye'de amaç başka, sokaktaki müzisyen işi sadece sevdiği için yapmıyor. Kazanç olarak yapıyor. Öyle olsaydı önündeki kutusu açık olmazdı. Dolayısıyla Türkiye'de demek bir takım ekonomik sıkıntılar söz konusu. O adamın işi olsayapmaz.

»'Nefesim' adlı albümünüzde de geleneksel-anonim çalışmalarınız vardı, vazgeçemiyorsunuz sanırım?

Bu özellikle yaptığım bir şey değil. Okuyorum, sonra çok seviyorum altında halktan bir ezgi çıkıyor. En nihayetinde halkın yarattıklarına doğru gidiyorum. Yaşadığım her şeyi halkın içinde yaşıyorum. Bazı şeyler bana sıcak geliyor, araştırdığımda da halktan çıkıyor. Geleneksel olarak bana tatlı geliyor, onları yorumlarken kendimden hissediyorum.23/02/2008

GÜLŞEN İŞERİ

 

Haberlere geri dön